25 Mayıs 2008 Pazar

...Hiç Bitmeyecek Öykü...


Sana...


"Off anneee..."
Güneş vuruyor yüzüme yine, annem açmış olmalı perdeleri uyanayım diye. Kaç kere söyleyecek oldum ona öğlene kadar uyumak istediğimi diğer çocuklar gibi. Hep böyle mi olmalı uyanmalar, hiç mi gelip beni öperek uyandıramaz annem.

"Off Ali saçmalama, kalk işte..." aklımdan geçirmeden edemiyorsun tabi, ama annen kaç kere söyleyecek daha, kaç kere açıklamak zorunda kalacak Ali sana... "Biliyorum, biliyorum...". Annem Mehmet Ağaların tarlada olmalı yine. Ne yapsın kadıncağız, iki çocuk bir de kendisi eder sana üç doyurulası boğaz. Hadi kendini geçse, biz ya biz. Varlığımızın yarardan çok zararı var ona, dayanamıyorum artık. "Uff allahım..." sövme yine sabah sabah Ali. Ama ne yapabilirim; aklıma geldikçe diğer çocukların güneşin güzel bir günün habericisi olduğunu düşünmeleri fikri, deli oluyorum. Bir tek bana mı doğmuyor bu güneş güzel bir günün haberleriyle. Ben de birkez olsun bunları düşünmeden uyanmak istiyorum, ama...

"Ah babam..." neden satmadın üç kuruşluk tarlayı gavur İbrahim'e. Yok neymiş "O tarla bizim aşımız, bizim işimiz, o olmazsa aç kalırmışız, o olmazsa açıkta kalırmışız.". "Ah babam,ah..." tamam sen en iyisini bilirsin, en iyisini eylersin ama neden attın o tokadı iblis İbrahim'in o pis suratına, bilmezmiydin taşır o şerefsiz belinde tabancayı. Bilmezmiydin kaç yiğitin canını aldı da ceza çekmeden dolaşır ortalıkta.
"Sen vurulmadın baba, o kurşun bize geldi..."

"Hadi olum Ali, kalk artık..." Gidip daha Ayşeyi uyandıracaksın, kardeşine, artık evde bulabilirsen, bir iki dilim ekmekle üç dört zeytini hazır edeceksin. Sonrada düşmen gerek yollara biliyorsun, alış artık. Bir buçuk saat sürüyor buradan Terzi Hamdi'nin dükkan... Allah razı olsun ondan, ya o da olmasa ne yapardı anneciğin tek başına sizle. O aldı da seni yanına elin iş tutmayı öğrencek hiç değilse, eh az da olsa bir de harçlık koyuyor cebine... Daha ne...

Ah be Ayşem, canım ayşem, benim bir tanecik mavi gözlüm. "Kardeşim kalk hadi..." Şu altın saçları ne de güzel dağılmış yastığına... "Ah baba ah, neydi bu kızcağazın suçu..."

Hadi bakalım git içeri ne yiyecek bu güzel kızcağız bir bak bakalım. Zaten çok seçeneğin varmış gibi ne düşünüyorsun öyle. Kaç haftadır zeytin, ekmek, domatesle geçirmez misiniz gününüzü... "Hay allah zeytin..., zeytin sadece üç TANE..." "Olsun olum Ali nasıl olsa Hamdi amcan sana birşeyler verir dükkandan sadece bir buçuk saat yürümeye dayanacaksın sen..." Ama ya kız kardeşin ne yapar eğer yiyemezse, ne eder o incecik bedeniyle... Hadi sen götür ona bunları, yesin afiyetle...




Evet , hala aynı; aynı kurşunlar, aynı dramlar...
Ah be canım bilmez misin biz insanlar var oldukça, bu hiç bitmeyecek bir öykü...

4 Yorum varmış, neymiş::

İpek dedi ki...

Ali'nin Ayşe'ye duyduğu sevgi çok güzel kaleme alınmış. Ayrıca kardeşine baba yokluğunu hissettirmeme çabası var, babasının yaptıklarını yapamasa da elinden o kadar büyük işler gelmese de çabalayışı çok anlamlı. Ali'nin anneye duyduğu sevgi çok büyük. Fakat bir soru Ali herkesi böyle güzel anlatırken Ali kendini ne zaman anlatacak? Yada anlattığında anlaşılacak mı?

kızgınkum dedi ki...

vaww, bu da neyin nesi böyle. samicand'nın yazısını hazmetmeye çalışırken, bir de bakıyorsun yorumlarda böylesi. Şaşılası doğrusu...
Bence Ali en güzel kendini anlatmış burada. Anlamak isteyene...
Sevgilerle...

Samican DABANLIOGLU dedi ki...

Teşekkür ederim ilginiz için, vallahi ipekcim "kızgınkum"'un dediği doğru. Ali anlattıyor kendini; herşeyin aleni olmasına ne gerek var. Dediğin gibi önemli olan anlattığı anlaşılacak mı, ya da anlaşılmak gibi bir derdi var mı?:)

Hadi bakalım kalın sağlıcakla...

Argi dedi ki...

Hello from Greece